Aylık arşivler: Şubat 2015

“AVLANMAK YAŞAMIN VAZGEÇİLMEZ ŞARTI”

130916~1 
 ‘Aynı Zamanda’
“İnsanın Var Olma Koşullarının Belirlenme Halinin”
‘Yaşamsal Zorluğu da’

Avlanmak ve avcılık insanoğlunun çok eskiden beri sürdürdüğü bir uğraşısı ve meslek edindiği bir faaliyetin yaşam tarzı belki de insan denilen eşrefi mahlukatın varlık nedeni ki aynı zamanda bir yaşam tarzı….İnsan avlanmadığında yeme içme ve üreme faaliyetini sürdürmüyor, diğer bir ifade ile yaşamıyor demek oluyor sanırım…Yaşamanın tek başına anlamı bedensel faaliyetler olarak düşünülen ve bu faaliyetlerin tamamına şamil olacak tüm varlık boyutlarının kendi ile birleşimlerinden kalan bağlantıları neticesinde oluşan sonuçtan elde edilen zor bir işlem ve çözümün yaratıldığı denklem…

Bize göre yaşamın hatta yaşamanın vazgeçilmez yolu avlanmak…Varlığın var olma koşullarının oluşumuna baktığımızda ise yaşamın tekilliği adına yaşanan çoğulluğun yaşam mücadelesinin verildiği bir yöntem avlanmak…Nasıl mı?…Her şeyin varlık olma anlamında tek bir yönü sadece kendi olarak gösterilen halini bize malum olan haliyle tanırız bizler eşyayı…Oysaki eşya kendi ile malum bir çok şeyin bir araya gelmesi ile müteşekkil bir varlıklar manzumesi olduğunu göstermez bizlere…Ta ki kendini zorlayan şartlar ortaya çıktığında kendinin nelerden oluştuğunu bizlere anlatana ve bizlerin anlamasına kadar….Ateşi yakanın su olduğunu, ateşi söndüreninde su olduğunu bildiğimizde bir araya gelemeyen geldiğinde diğer şartların da oluştuğunu gören bizler bu varlıkların birlikte yaşamasının “av” olma yada “avlama” yapabilme olduğunu anlayabilene kadar….

Dostların ve düşmanların aynı olduğu beraber yada ayrı yaşamanın şartlarını yarattığı bir ortamda tarafların varlık olabilme adına bir birlerini avladıkları kesin bir netice sanırım.. Hangi oranda kimin nasıl olması gerektiği hususlarında denklem kurmanın problemi de çözme sanatı olduğunu hatırlar isek tabi…Değil mi?….

Bizler aynaya baktığımızda kendimizi görürüz, baktığımızın ayna, gördüğümüzün kendimiz olduğunu fark etmemiz ise kendimizin ne ile uğraştığını ve meşguliyetinin ne olduğunu fark etmemizle ortaya çıkar yada o kendini ele verir. Bu arada geçen süre için de olan her şey sadece bir yalandan ibarettir ve gerçekleştiğinde ki yaşanılanın kendisi olduğunu anladığımız anda denilen hal için ifade edilen; bize görünen ve bizimde onu görebildiğimizde diğer bir ifade ile onunla yüzleşebildiğimizde dik durabildiğimiz ve selamlayabildiğimizde “gerçeği” fark etmemiz ve var olduğumuzu anladığımızdır, neticesi yalan yaşamın…

Adına “hayat teranesi” de denilen bu terennümün söyleyeni ve dinleyeni kim olabilir ki kendini kendi ile ifade etmek durumunda olandan başka?…Yani? Yani biz, yani ta kendimiz!…

Varlık; Eşya ve madde yapısının alemi cihanı olan sonsuz ve sınırsız yaşamda, yaşama geçebilme yolculuğunda kullandığımız zamanlama halinin hal veçhile izahı ve tanımlaması anlatımının kurgusu ile dogma kırsalında ayak bastığımız doğa vadisinin yokluğundaki yaşamı…

İndiğimiz yerden çıkmamız için kullandığımız yöntem tırmanmak olsada bu çıkış yolunun eğrilikleri ve düzlemleri olduğu kadar çukur ve tümsekleri de var diyebiliriz, sanırım…Diplerden yaşanan yaşamda çukurun çıkılmazlığı ile mücadele etmekle başlasa da olumsuzluğun kullanıldığı yerlerin olumlulukla sonuçlandığını fark etmekle olumlu olur yaşam…

Yaşam bize göre bir muamma çünkü yarın kimse ne olacağını bu günden bilemez. Hal böyle olunca insan denilen ve düşünen bir varlık olarak kabul gören yapısı gereği insanda bir muamma. Yaşamda çekilen tüm zorluklar var olabilmek ve varlık sahibi olabilmek için değilmidir?. Peki ya var olma koşullarının belirlenmesinindeki şartların oluşmasında yer alan şartlanmaların zorluğunun aşılması ile varlığın ortaya çıktığını gördüğümüzde herşeyin işte o zaman kolay olduğunu idrak etmiyor muyuz?…

Yaşam mücadelesi ile başlayan dünyaya geliş serüvenimizde nefes alış-verişimiz ile devam eden ve son üflememize kadar devam edecek olan ilk ruh üflenmesine gidişimiz kainat yaşantımız…Cansız varlığın nefeslenmesi ile başlayan canlılık hali nefesinin kesilmesi ile cansız hale dönüşmesi anlaşılması pek de zor gelmez bize…

Avcı insan gezen insandır, ya av gezinir onu bulur yada o avın ardından gezinir. Yaşam yakaladığınız ve kaçırdığınız fırsatlarla bağlanır birbirine. Sizi ne zaman ve nerede bulacağını bilmediğiniz fırsatlar. Kim bilir belki de bizim için önemli olduğu için adlandırmamız böyle. Yaşamımıza yön veren ve onu değiştiren yada gelişatını veya gidişatını tayin eden yollar. Hani yada haydi dediğimizde göz önünde olmayan veya gözden uzak görünmeyenler. Oysa onlar birden bire mi? Yoksa aniden mi? Ortaya çıkıyor onu dahi bilmiyoruz. Belkide hep oralarda bir yerde ama bizim gözümüz kapalı ne dersiniz?…

kule GÜNÜ YAKALAMA

Her gün için “günaydın”

Diğer zaman anları için ise “iyi”

Günlerin aydınlık dönemleri ve iyi halleri

Peki ya sonrası?

Haydi yaşa bakalım!

Hem de iyi yaşa!…

Bizlerin gün içindeki günlük faaliyeti şeklinde özetlediğimiz günlük yaşamımız ki “selamlama” ile başlayan işleyiş tarzımız! Ne dersiniz? Çok da kötü anlatımlar olduğu pek söylenemez değil mi?. Ben de aynı anlatımdayım dediğimiz bir çok an halinin ifadesi, peki ya kifayeti?. Anı yakalamak ve onunla aynı anda bir arada tekliği yaşadığınızda yani bir olduğunuzda size sizi anlattığını siz fark etmeden sizin onu bulduğunuzu fark edersiniz, değil mi?. Oysa o size gelmiş ve siz onunla bütünleşmiş ve o artık sizde yok olmuştur. Yakaladığınız bir şeyi yada kişiyi fark etme hali ve anıdır.

Emir icabı icraya muhatap olabilmek içindir ki eylemek için söylemeye, yazmak için okumaya, algılamak için duyu organlarımızı kullanmaya ihtiyacımız var, görmek için ışığa, duymak için sese, dokunmak için dokuya, koklamak için kokuya, tatmak için tada, düşünmek için ise tahayyüle ihtiyacımız var, değil mi?..

Haberdar olmanın! bir arada kalmaya attığı adımların izlerini taşıyan çizgide olanlarla selamlaşanlarla? Selamlaşabilmek değil midir bir arada bulunabilmek?

“Bu aşk, bir padişahtır, sancağı görünmez. Bu Hakk’ın Kur’ân’ıdır, âyetleri, esrârı gizlidir. Her âşık, aşk avcısından bir ok yemiştir. Kan ağlar, kan yutar, fakat yarası görülmez.” Divan-ı Kebir den Seçmeler

Diyebilsek, dileyebilsek, dediğimize cevap alabilmek için “dile benden ne dilersen” bilinmeyen diyene mukabil  “beni benden dileyen yok mu?” bilinen diyene  bizler “ya cevap olabilsek, soru ya cevap bulabilsek”, Ne dersiniz?