Aylık arşivler: Nisan 2015

RUHEN ve BEDENEN YAŞAMAK

Bakmak başka; Görmek Başka!
Diller yalan söylerde, Gözler Asla!
Sevmek Başka,
Aşk Bambaşka
  ‘Ama’
Dilde Değil, Yürekte Yaşayan!
Hz. Mevlana

1376474_10153288110239517_8858485842133390918_nDün, bu gün ve yarın kısaca üç (3) günlük dünya yaşamımız, nefes alışı ile başlayan ve verişi ile sona eren. Söylemlerimizi betimlemek için eylemelerimize ihtiyaç duyarız. Sözün ifadeden ibaret olması yanında sözün aynı zamanda anlatımının sağlanması için harekete geçmesi gerekmektedir ki biz bunu bilindiği üzere eylem olarak nitelendiririz. Eylemlerimizin belirgin bir hal alması için her bir davranış ayrı-ayrı kendini ve kendisiyle birlikte kendini tamamlayan davranışlarla beraber sağlamlaşması ile yön tayininin direktifi uyarınca yol arayışına girer ki yerini bulduğunda davranış olarak değerlendirilir ve hareket anlam kazanır…

Söylem ve eylemlerin betimlenmesi ise çizgisel yapının oluşumu ile ortaya çıkan anlatım dergahına adım atması ile yeni bir sürece girer ve kendini şartlayanların şart olması gerektiğini izah etmeye çalışır ki biz bu duruma nesnelleşme olarak yaklaşırız.

Yaşam; yaşayabildiklerimiz ve yaşayacaklarımızdır. Peki ya yaşayamadıklarımız? Kader! Kim ki O? Sanırım Yaşam! Dememiz gereken o içini doldurmakla ve içimize sığdırmakla uğraştığımız tüm halimiz? Ne dersiniz?

Bize yaşamımızı yaşayarak anlatan yaşam, istekler ve imkanlar ile sınırlı bir ahval içinde ki bir hal durumu değil midir?  Bunlar ne gibi yada nasıl şeylerdir ki neden istenirler ve istenmekle de kalmaz aynı zamanda aranırlar?

Bazen hayat çizgisi bazen ömür törpüsü bazen de yaşama isteği veya gücü anlatımları ile varlığın hareket etmesi tanımlamasının ifadesini bulduğu bu hal ile bir davranış biçimi değil midir?  Hak bedende külfet olsaydı hakikat varlıkta ziyan olmaz mıydı? Hak kendinse onu ancak kendi varlığında yaşatırsın ki hakikat onun varlık boyutu ile şümul bulur. Hakikat ilmi kendin için’dir ve kendi içinde’dir.

Öğrendiğimizde kendimize götürür bizleri; gerçeklik, süreklilik, sonsuzluk, ölümsüzlük… Kendinin var olması için kendini “insan yapma” yolculuğunu ve hangi insan sorularına cevap arayan yaşam halleri değil midir, yaşamımız?.

İlim bizi gerçeğe götüren yolun başlangıcı değil midir? Bilginin bilinçlenmesi neticesinde ilim, eşyanın içindekinin var olmasına ilişkin sınırların adlandırılmasını sınırsız hale getirir. Eşyanın içinin dolması ve sır olaması yenilen-içilen ihtiyaç olan ve arzulanan ne olduğu, niçinliği, suale cevap olan, nedenin ne olduğunun bilinmesi, bilinmek istenen şeyin ne olduğu ile bilnennin ne olduğunun bir olamsı bilen olan olmak için ise bilinene vakıf olan bilinmek istenene ilhak olmak demek değil midir?

Dil dine, din insanı varlığına yolcu eder ve dünya alemi ile yaşayan biz insanoğlu için yaşam toprakla başlar- toprakla biter. Yaşamınız ve yaşayanınız torağınız misali bol olsun. Kendimiz için ise Türk Varlığı budununda esasıyla ilelebet, devleti cumhuriyeti karakteri şemaliyle payidar kalsın… Köyleşebildiği kadar köyleşe, evini ocağını bilende, geçmişine yol alanda, geleceğini tayin ve takdir edende…

Yazıyı toprak yerine koyan ve yazmayı yazan ve dahi okuyan , günü-anı  yakalamayı okumak olarak gören ve yaşamayı yazgısı ile ören bir toplumsal alt yapının varlığını reddetmek yaşamı hiçe saymak olur ki bu halde bile tarihi yazısı ile çerçeveleyen tuğrası ona hep ışık olacak ve yol gösterecektir, yaşamda yaşamak için yaşananları ile yaşatacaklarında…

Hardan gelen her şeyle oluşan yaşam, anlık patlamayla var olan ivmesiyle hareket ettiği ve çizdiği yolda tayin ettiği rotada hedefleneni oluşturduğu anlayışla, algılanış anlatımına sahip olmakla beliren haliyle izah edilene başlangıç-bitiş de denilen alan tayinine çizgisel boyutun kendi içerisindeki yüzeysel ve dikeysel yaşama alanı algısal bir izahatın izleri değil midir?

“Gönlümün kuşu, şu yemden vazgeçti. Dünyevî istekleri bıraktı. İnsaf et de doğruyu söyle! O gerçekten de çok iyi, erkekçe hareket etti. Gönlü terk edince, benlikten kurtulunca, sevgilisi elini tuttu. Candan vazgeçince canânını buldu, onun ayaklarına kapandı.”Divan-ı Kebir den Seçmeler – Şefik Can – Cilt 4

Varlıktan maddeye inen yapı pek tabiki tümden gelimden, tüme varmak durumundadır. Haliyle ve hal durumları ile bir halden bir hale geçiş süreçleri de gözetilerek neticede ruhuna vakıf olmakla artık bedenine elbette sahiptir. Bu halde varlık hali her halde bir durum değişimi değilmidir? Zira her adımda bir hareket var ise de bir duraklamada yok mudur ki sabitleyebilesin?…

10389253_741002999290456_4168671512206173658_n

AŞK N’eler EYLER
Zamanı geldiğinde;
Ey AŞK! Olduğunda,
Seni Senden aldığında,
Vereni olduğunda, Senin Olanı,
Seni değiştirene takıldığında,
Kendini kaptırdığında,
Hey Gönül! Deyip de,
Sen Seninle Olanla Yaşamaya başladığında,
Ben?
Artık Ben Olmadığımda,
Seninle değil, sadece Sen Olduğumda,
Ve değilim. Artık dediğimde,
Kendimi hiçe sayıp da
Yok ettiğimde…
Aşuk ile Maşuk Olanın!
İnandığı Yaşama ve Yaşamda Yaşamaya,
Yaşananlarda Yaşamaya, “Yaşam” dediğinde,
Aşuk Olunan, Olduğunda!
Haliyle sevilenin de,
Maşuk Olduğunda!
Gönül Dellendiğinde…
Neyler…

Kainatta yaratılanlardan olmakla bir yer olan Dünyamızın Yaşamı bize bizi yaşatmak için bir fırsattı ancak sonrası için ise bir süreç oldu. Bu ise sadece bir hal olarak zihnimizin derinliklerinde kaldı ki geriye baktığımızda hatırlamakta bile güçlük çektiğimiz yaşamamızı. Sonrası var ya Ah! O! Sonrası! İşte bütün mesele bu Olsa da? Biz sadece bu gün ile yetindik. Dahası bize Karanlık, dilerim aydınlıkta olanlardan Oluruz!

“Eğer, şehvetin ve nefsin havasına kapılır gidersen, ben sana haber vereyim ki, eli boş, nasipsiz gideceksin. Eğer şehvetten vazgeçersen, bu dünyaya niçin geldiğini ve nereye gideceğini apaçık görürsün.” Divan-ı Kebir den Seçmeler – Şefik Can – Cilt