Aylık arşivler: Temmuz 2016

Dünyadaki Tüm Bilgiyi Birkaç Gramında Depolayabilecek Bir Molekül: DNA

Doğal dönüşümün bir evresi olduğu kadar o döngünün de doğal bir oluşanı olan “İnsan” gerek kendi dünyasının gerekse iç ve dış dünyanın ayrılmaz ve kaçınılmaz bir etkeni olmakla her şeyde olduğu gibi sonuçta o da sadece bir kapsülden ibaret; tıpkı yaşamı gibi…

BilimWeb: Bir Bilim Ziyafeti!

DNA’yı herkes biliyordur. Kitaplarda veya popüler medyada şu güzelim biri birine sarılmış iki zincirli sarmal. Her canlıyı yapan, bilginin nesilden nesile aktarımını sağlayan, genetik bilginin şifre şeklinde kaydedildiği molekül.

Çok basit bir dil kullanıyor. Bu dilde sadece 4 harf var: A, G, C, T. Bizim alfabe gibi 29 harf değil. Gözle görülen veya görülmeyen, bakteriden, böceğe, bitkiye, file, insana her canlının ortak alfabesi.

Bu harflerin farklı sayı ve sırada tekrarlanması ile yeryüzündeki tüm canlıları yapan moleküldür DNA. Tüm bir insanı yapan DNA’da 6 milyar harf var. Ağırlığı ise sadece 6 pikogram! Yani, 1 gramın trilyonda biri (1 gram= 1,000,000,000,000 pikogram). Gözle görülemeyen bir hücreden 10 kat daha küçük bir ortama, yani hücre çekirdeğine sığıyor (İnsan genomu ile ilgili bir yazımı burada okuyabilirsiniz?.

Bir özelliği, oldukça kararlı olması. Bir reçine içine koyup saklarsanız 4 milyar yıl dayanır. Yani, dünyadaki tüm yaşamdan daha eski.Açık ortamda, yarılanma ömrü 10 bin yılın üstünde.

Tüm…

View original post 224 kelime daha

ANDIMIZ — keyfi yazılarım®

Öğrenci andı ya da Andımız, Türkiye ve KKTC’deki ilköğretim okullarında her sabah öğrenciler derse girmeden okutulan ant. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip tarafından hazırlanmış ve 1933 yılında uygulamaya konulmuştur.Siyasetçi ve doktor olan Reşit Galip, 19 Eylül 1932 – 13 Ağustos 1933 arasında Milli Eğitim Bakanlığı yapmış, onun bakanlığı döneminde Üniversite Reformu gerçekleşmiştir. Daha sonra […]

ANDIMIZ — keyfi yazılarım® üzerinden

GENÇLİĞE HİTABE — keyfi yazılarım®

Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve […]

GENÇLİĞE HİTABE — keyfi yazılarım® üzerinden

TARİH : İnsan Irkının Saklı Tarihi

Canlı (biyolojik)Yaşamın var olduğu ve sürdürüldüğü ve hatta sürdürülebilir yaşama ortamının yurdu Dünya varoluşu ve itibariyle var ettikleri ile mümkünü mutlak kılabilmektedir. Doğal yaşamın organizma olarak donatısı olan İnsan ve benzerleri ile mevcut yaşamlar…

İstihbarat ve Analiz

İnsanlığın geçmişindeki gizemli olaylarla ilgilenen Avusturyalı tarihi eser araştırmacısı Klaus Dona ile Şubat 2010’da yapılan bir söyleşi ve bu söyleşi sırasında yapılan slayt (saydam) gösterisi bir metin haline getirilmiştir ve aşağıda sunulmaktadır.

Not : Orijinal metinde köşeli parantez içinde resimlerin slayt ekranındaki konumlarını belirten sağ, sol, yukarı ve aşağı gibi yön ifadeleri, metnin çevirisinden sonra resimlerin bu notta konumlandığı şekilde değiştirilmiştir.

BILL RYAN (BR) : Camelot Projesi ve Avalon Projesi’nden Bill Ryan işte karşınızda. Bugün 20 Şubat 2010 ve tekrar Klaus Dona ile bir araya gelmek büyük bir ayrıcalık. Bu video gösteriminde farklı bir söyleşi olacak; çünkü esasında çok az konuşmam gerekecek, belki de hiç gerekmeyecek!

Klaus, tüm dünyada, mantıken “İnsan Irkının Saklı Tarihi” diye adlandıracağınızı düşündüğüm konulara ilişkin olmak üzere kişisel olarak araştırdığı, keşfettiği, incelediği eserler ve olağanüstü olaylar hakkında hazırladığı çok özel, olağandışı ve büyüleyici slayt gösterileri üzerinde işitsel açıklamalar yapacak. Ne dersin, iyi bir özet oldu mu…

View original post 4.165 kelime daha

TARİH : GÖBEKLİTEPE VE MAYA KOZMOLOJİLERİ ARASINDA BENZERLİKLER

İstihbarat ve Analiz

Göbeklitepe tapınakları hakkında son dönemde artış gösteren çalışmalar sonucunda bu tapınakların, buradan sorumlu rahipler tarafından birtakım önemli ritüeller amacıyla kullanılmış olduğu ortaya çıkmaktadır. Burada, önemli konumda bulunan rahip sınıfının o dönemde yaşayan topluluk için de geçerli olabilecek mitolojik ve kozmolojik bilgilere sahip olduğu ve bu kutsal bilgileri o topluma dikilitaşlara işlenen semboller aracılığıyla aktarmış olabilecekleri düşünülebilir. Rahip sınıfı tanımlaması kanımca yetersiz olmakla birlikte bu sınıfa “şaman-rahip” veya “kam-rahip” ya da sadece “kamlar” demek uygundur.[1]

Göbeklitepe Şamanları ve Sütunlara İşlenmiş Erk Hayvanları[2] ve “Göbeklitepe Şamanları ve Ürettikleri Kozmik Semboller”[3] adlı yazılarımda belirtildiği ve öne sürüldüğü üzere Göbeklitepe tapınak-gözlemevleri kamların özellikle gök ayinlerini gerçekleştirdikleri kutsal ritüel alanıydı. Özellikle ‘ekinokslar‘ ve ‘gün dönümleri‘ gibi yılın özel günlerinde belli ki kamlar bir araya gelerek, toplanarak önemli ve hayati gördükleri birtakım ritüeller gerçekleştirmekteydi. Türk kamları da geçmiş zamanlarda özel…

View original post 1.490 kelime daha

TARİH : TÜRKLERİN TARİH BOYUNCA DERMATOLOJİ VE VENEROLOJİ ALANINDA DÜNYA TIBBINA KATKILARI

İnsanoğlu yaşamın her aşamasında kendini yaratanların var-olduğu tüm etkenlerin etkileşerek etkin hale gelmesi sonucunda yaşamın doğumuna sebep olan şartların ant-olduğu durumlar veçhesi olarak sağ olabilmek üzere verdiği mücadele neticesinde sıhhati tercih etmiş ve haliyle gelir-geçerin de sonunda sonuç olarak sürdürülebilir-yaşamı planlamış bir şahsiyet olmakla dertlerine derman aramıştır, tarihin her aşamasında da arş-etmeye devam edecektir…Bilinen o ki?

İstihbarat ve Analiz

I. Giriş

Türklerin eski vatanı Orta Asya’da geliştirdikleri tababetin bilhassa Çin ve Hind tababetinin tesirlerini taşıdığı, ama bu yörelerdeki tababetin gelişmesinde Türklerin büyük rol oynadığı son araştırmalar ışığında ortaya çıkmaya başlamıştır.[1]

Çin, Hint, Orta Asya gibi yörelerde lepra’ya karşı Chaulmoogra yağının geliştirildiği, bugün bunun Antileprol olarak lepraya karşı ilaç olarak kullanıldığı,[2] çiçeğe karşı ilk aşının yine Hind, Çin ve Orta Asya’da geliştirilip Türkler tarafından 17. ve 18. yüzyıldan itibaren Avrupa’ya kadar yayılması[3] dermatoloji tarihi açısından önemli olup, Türklerin bu gelişmedeki rolünü aydınlığa kavuşturmak da Türk tababet tarihi araştırmalarının öncelikli konularından biridir.

Budistliği kabul eden Türklerin, Batı ve Çin-Türkistanı’nda, Horasan ve Kuzeybatı Hindistan’da kurdukları Vihara denilen Budist manastırları, aynı zamanda diğer ilimlerin yanı sıra tababet tahsilinin de yapıldığı tıp okulları ve hastane niteliği de taşımakta idiler.[4]

Gandara’da Taht-ı Bahai Budist Viharası’nda bulunan ve Hindistan’da Türk asıllı Kuşanlar devrinden beri çocukları, öldürücü ve ciltte çopurluk yapan çiçek hastalığına…

View original post 3.902 kelime daha

ANMA MESAJI : DEĞERLİ YURTSEVER VE TARİHÇİ KAZIM MİRŞAN’I DAİMA ÖZLEMLE ANACAĞIZ !!!!!!!

İstihbarat ve Analiz

Üstadım KÂZIM MİRŞAN, bugün maddî dünyayı terk etti ve ölümsüzler arasındaki yerini aldı.

Yaşamında gerektiği kadar takdir edilmedi. Büyük, geniş dil bilgisi ve yakinen tanıdığı Orta Asya’nın kendisine vermiş olduğu imkânlarla, atalarımızın yazıyı bulduğunu keşfetmiş ve dünyanın dört bucağına göçlerle yayılmış olan Ön-Türkçeyi okuyarak büyük bir Türk kültürüne sahip olduğumuzu yazı denen görsel belgelerle ortaya koymuştu.

Türk Tarih ve Kültürü’nü Türkçe bilmeyen Batılılar’ın kaynaklarından öğrenmiş olan akademisyenlerimizin bu kötü alışkanlıklarıyla Batı’nın tanıtmadığı Mirşan için, “Biz onu kabul etmiyoruz” demişlerdi. İçlerinden hiç biri Türk Kültürü’nü doğduğu yerde, Orta Asya’da ve doğduğu dil olan Orta Asya Türkçesinden öğrenmemişti. 39 Orta Asya Türkçesinin henüz farkına varmışlar ve öğrenmek zahmetine katlanmaya başlamışlardır… Batı nihayet Anadolu’yu keşfetmiş ve kendi kökenlerini oluşturan eski Grek kültürünün geç kalmış bir kültür olduğunu farketmiş ve ondan vazgeçmiştir.

Batılıların, Anadolu’da karşılarına bir diğer ölümsüz Türk, Servet Somuncuoğlu ile Kâzım Mirşan’ın çıkacağından henüz haberleri yoktur. Şu anda Anadolu dilini aramaktalar… Dağlara…

View original post 133 kelime daha

TARİH : Türk Dünyasında Uygur Devleti

İstihbarat ve Analiz

Günümüzde yaşadıkları tüm acılara rağmen benliklerini koruyan Uygurların tarihi…

Uygur Devleti

Uygurların tarihleri Çin kaynaklarına göre Büyük Hum İmparatorluğu ile başlamaktadır. 5.inci yüzyılda Orta Asya’nın büyük bir kısmına yayılmış olan Töleslerin bir boyu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Göktürk Devletinin zayıfladığı dönemde Karluk gibi Türk topluluklarıyla birleşen Uygurlar beylik kurmuşlardır. 745 tarihinde Ötüken’i merkez yapmışlardır.

Kutluk Bilge Kül Kağan Türklerin şehir kuran ilk hükümdarıdır. İlk Türk şehri Ordubalıktır. Kutluk Bilge öldükten sonra yerine oğlu Moyunçur geçmiştir. Moyunçur döneminde Uygurlarda şehirleşme eğilimleri başlamıştır. Moyunçur siyasi nedenlerle Oğuzlar, Kırgızlar üzerine ve de Çin’e seferler düzenlemiştir. Bu dönemde sınırları genişleyen Uygur Devleti güçlü bir konumdadır. Moyunçur’dan sonra yerine geçen Buğu Kağan Çin’e yaptığı sefer dönüşünde yanında dört Mani rahibini getirmiştir. Maniheizm Uygurlar arasında yayılmaya başlamış, en sonunda da Buğu Kağan tarafından resmi din ilan edilmiştir. Maniheizm dini etkisiyle Uygurların idarecilik yerine bilim ve sanat yönünde geliştikleri görülmektedir.

Buğu Kağan’dan sonra bocalama dönemine giren Uygurlar…

View original post 127 kelime daha