CİBRAN, HALİL CİBRAN’IN KEDERİ

Kuyudaki aksini kendine küstürmüş olmalıydı, üstelik gökte ay bile yoktu, bilmem o nuru nerden buluşturmuştu? Şimdi delinin attığı ve kırk akıllının çıkarmaya çalıştığı taş parçası gibi kuyunun ağzına çöreklenmiş dibin en dibindeki aksine bakıyordu. “Ben gidiyorum, diyordu; gelmiyor musun?”

Her şeyi almıştı ya da almış olmalıydı yanına ya da aldığını sanıyor veya da aldığına inanmak istiyordu. Hiçbir şeyi yoktu, heybesi tıka basa hiçlikle doluydu, hatta yüzünü bile buruşturmuştu; buna gitmek derlerdi, herhalde az bir şey olmasa gerekti.

“Saçmalamak istiyorum!” diye bağırdı kuyunun dibine fırad d. “Ne dersin?” Sessizlik vardı, kuyunun dibinden alabildiğine serinlik, alabildiğine sessizlik buğulanıyordu. Yosun tutmuş bir ıslaklık ve unutulmuş bir küf kokusuyla birlikte, tanımlayamadığı ama, hatırladığını duyduğu başka bir takım kokular da yankı yankı kuyunun ağzından geceye karışıyordu. “Ama hayır, korkma bence, asla sitem etmem, onlar sitem etsinler, ben etmem. Ne mi ederim? Ne bileyim, belki hiçbir şey de etmem, ama sitem de etmem.”

“Beni bensiz bırakmak…

View original post 188 kelime daha

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s