EVRİM 10.07.2017 Köşe yazısı Sevgili Okurlarımız 4 yıl önce 01.07.2013 Haberdar Gazetesine yazmışım. Bu gün 01.07.2017 korkunç bir sıcak var, dışarıya çıkamadım. Gazeteleri, bilgisayarı karıştırırken Nobel Ödüllü Türk Bilim Adamı Aziz Sancar’ın aynı konulu yazısını buldum. Evrimle ilgili büyük tepki çeken sözlerine açıklık getirmiş: “Yanlış anlaşıldım, ben Müslüman’ım, Allah’a inanıyorum. Ama Evrim vardır ve gerçektir.” Diyor. Aynı konuyu Ayşe Arman yazmış. “Evrim Teorisi’ni reddetmek Bilimin Temel Taşını çekmek demektir. Diyor. Bu gün 5 Temmuz Nasuh Mahruki’de aynı konuyu yazmış. 2-3 haftadır hep 4-5 yıl önce yazdığım yazıları konu ediyorum. Çok mu akıllıyım, çok mu ileri görüşlüyüm, herkesten birkaç yıl önce yazmışım. Hayır. Sebep Türkiye, bir adım ilerlemiyor, aynı konular sık sık önümüze geliyor. Şimdi 4 yıl önceki yazımı sunuyorum. Haftaya yayınlanacak. Herkes inanıp inanmamakta serbesttir. “EVRİM” yani “zamana bağlı değişim” İnsanın merakını çeken bir konu. Canlıların oluşumu, zamana bağlı değişimi tarih boyunca insanların merakını çekti. Kurbağanın yumurtadan çıkıp kocabaş oluşu, kuyruğunun yok olup, kurbağa şeklini alışı, ipek böceği önce küçücük bir yumurta iken, önce tırtıl olup, üzerine koza örüp içinden kelebek olarak çıkışı, sıcak ülke insanının Arap, ya da zenci, soğuk ülke insanının beyaz oluşu nedendir? Evrim nasıl incelenip araştırılır? Öğrenelim. Aristoteles’ten bu güne değin bilginler, dünyanın başlangıcında yaşamın nasıl olduğunu ve canlıların nasıl ortaya çıktığını hep merak etmişler. İlk Doğa Bilimcilerinden Linnaeus’a değin, tümünün bir noktada birleştikleri görülmektedir. O da bitki ve hayvan türleri başlangıçta özdeş biçimdedir. Yani özde eş biçimdedir. Bu konuda hiç biri kuşku duymamıştır. İngiliz doğa bilimcisi Charles Darwin’in 1859’da “Türlerin kökeninde” açıkladığı devrimci görüşler, yalnız bilim alanında değil, din ve felsefede de büyük bir etki yapmıştı. Canlı yaratıkların kuşaklar boyunca anatomik ve fizyolojik değişikliklere uğradıkları, evrim bilimcileri arasında ilk kez sözü edilen bir konu değildi. Fransız doğa bilimcisi Jean Baptiste, Lamarck’ın evrimle ilgili kuramının, Darvin’den yarım yüzyıl önceliği vardır. Lamarck’a göre türler, çevresel etkenlerden, ya da organlarının kullanılıp, kullanılmamasından doğan değişimlere uğrarlar. Ve bu değişimleri genetik olarak yeni nesillere aktarırlar. Örneğin Lamarck, zürafanın uzun boyunun, beslendikleri çevredeki yüksek dalların yapraklarına ulaşmak için boyun bölgesini sürekli olarak germesinden doğduğunu ve uzamış boyunun soylarına geçtiğini savundu. Ne yazık ki, bu kuram uygun kanıtlarla hiçbir zaman desteklenemedi. Fakat Darwin ve yurttaşı Alfret R. Wallace tarafından paylaşılan varsayımın kesin bir üstünlüğü vardı. Darvin, kuramını destekleyici birçok kanıt toplamıştı. Bu kanıtlar zaman içinde geçirdiği sınavlara karşı koydu. Darwin’in kuramında temel olarak gözlenen, bitki ve hayvanların yaşamlarını sürdürenden çok daha fazla sayıda üredikleri noktasındadır. Bilimde bu konu güç olarak bilinir. Örneğin, istiridyeler bir kerede binlerce yumurta verirler, fakat yumurtadan çıkıp hayatını sürdürenlerin sayısı sınırlıdır. Karasineğin biyotik gücü daha da büyüktür. Dişi bir karasinek bir kerede ortalama 120 yumurta yapar. Ilıman iklimde bir dişi sinek, yılda yedi kuşak üretir ve yumurtalarının yarısı dişi olarak çıkar. Eğer sineklerin tümü yaşamlarını sürdürseler ve her kuşaktaki dişiler bu yeteneklerini kullanarak üreseler, bir yıl sonunda bir sinek, altı tirilyondan fazla sinek olurdu. Tek yumurtadan doğan ikizlerin özdeş genetik kalıtımı oldukları biliniyor. Gene de ikizler, değişlik yaşam koşullarında büyümüşlerse, biri daha uzun ve sağlam yapılı olabiliyor. Bu genetik olmayan çeşitlilikler, her iki ikizin çocuklarına geçmez. Bu genetik çeşitlilikler, doğal ayıklamanın dayandığı Darwin’in evrim kuramındaki yeni kalıtım özellikleri sağlar. Uzun lafın kısası ben de Müslüman’ım Allaha Şükür inanıyorum, dinimi seviyorum. Ama mantığıma uymayan şeyler de var. Adem ile Havva’dan türememiz gibi. Cenetten kovulmuşlar, iki oğulları olmuş, Habil ile Kabil birisi diğerini öldürmüş. Kalan Adem, Havva ve bir oğulları. Haydi, çoğalsınlar bakalım. Namus kurallarına uyarak. Arabistan’da başlayan insanlık, Amerika keşfedildiğinde orada yerliler görülmüş, nasıl gittilerse? İngiltere’de insanlar var. Avustralya’da insanlar var. Umarım siz de konuyu enteresan bulmuşsunuzdur. Yazımı uygul bulmadınız ise özür dilerim. Sağlıklı kalmanız dileklerimle. — DEÇED

EVRİM 10.07.2017 Köşe yazısı Sevgili Okurlarımız 4 yıl önce 01.07.2013 Haberdar Gazetesine yazmışım. Bu gün 01.07.2017 korkunç bir sıcak var, dışarıya çıkamadım. Gazeteleri, bilgisayarı karıştırırken Nobel Ödüllü Türk Bilim Adamı Aziz Sancar’ın aynı konulu yazısını buldum. Evrimle ilgili büyük tepki çeken sözlerine açıklık getirmiş: “Yanlış anlaşıldım, ben Müslüman’ım, Allah’a inanıyorum. Ama Evrim vardır ve gerçektir.” Diyor. Aynı konuyu Ayşe Arman yazmış. “Evrim Teorisi’ni reddetmek Bilimin Temel Taşını çekmek demektir. Diyor. Bu gün 5 Temmuz Nasuh Mahruki’de aynı konuyu yazmış. 2-3 haftadır hep 4-5 yıl önce yazdığım yazıları konu ediyorum. Çok mu akıllıyım, çok mu ileri görüşlüyüm, herkesten birkaç yıl önce yazmışım. Hayır. Sebep Türkiye, bir adım ilerlemiyor, aynı konular sık sık önümüze geliyor. Şimdi 4 yıl önceki yazımı sunuyorum. Haftaya yayınlanacak. Herkes inanıp inanmamakta serbesttir. “EVRİM” yani “zamana bağlı değişim” İnsanın merakını çeken bir konu. Canlıların oluşumu, zamana bağlı değişimi tarih boyunca insanların merakını çekti. Kurbağanın yumurtadan çıkıp kocabaş oluşu, kuyruğunun yok olup, kurbağa şeklini alışı, ipek böceği önce küçücük bir yumurta iken, önce tırtıl olup, üzerine koza örüp içinden kelebek olarak çıkışı, sıcak ülke insanının Arap, ya da zenci, soğuk ülke insanının beyaz oluşu nedendir? Evrim nasıl incelenip araştırılır? Öğrenelim. Aristoteles’ten bu güne değin bilginler, dünyanın başlangıcında yaşamın nasıl olduğunu ve canlıların nasıl ortaya çıktığını hep merak etmişler. İlk Doğa Bilimcilerinden Linnaeus’a değin, tümünün bir noktada birleştikleri görülmektedir. O da bitki ve hayvan türleri başlangıçta özdeş biçimdedir. Yani özde eş biçimdedir. Bu konuda hiç biri kuşku duymamıştır. İngiliz doğa bilimcisi Charles Darwin’in 1859’da “Türlerin kökeninde” açıkladığı devrimci görüşler, yalnız bilim alanında değil, din ve felsefede de büyük bir etki yapmıştı. Canlı yaratıkların kuşaklar boyunca anatomik ve fizyolojik değişikliklere uğradıkları, evrim bilimcileri arasında ilk kez sözü edilen bir konu değildi. Fransız doğa bilimcisi Jean Baptiste, Lamarck’ın evrimle ilgili kuramının, Darvin’den yarım yüzyıl önceliği vardır. Lamarck’a göre türler, çevresel etkenlerden, ya da organlarının kullanılıp, kullanılmamasından doğan değişimlere uğrarlar. Ve bu değişimleri genetik olarak yeni nesillere aktarırlar. Örneğin Lamarck, zürafanın uzun boyunun, beslendikleri çevredeki yüksek dalların yapraklarına ulaşmak için boyun bölgesini sürekli olarak germesinden doğduğunu ve uzamış boyunun soylarına geçtiğini savundu. Ne yazık ki, bu kuram uygun kanıtlarla hiçbir zaman desteklenemedi. Fakat Darwin ve yurttaşı Alfret R. Wallace tarafından paylaşılan varsayımın kesin bir üstünlüğü vardı. Darvin, kuramını destekleyici birçok kanıt toplamıştı. Bu kanıtlar zaman içinde geçirdiği sınavlara karşı koydu. Darwin’in kuramında temel olarak gözlenen, bitki ve hayvanların yaşamlarını sürdürenden çok daha fazla sayıda üredikleri noktasındadır. Bilimde bu konu güç olarak bilinir. Örneğin, istiridyeler bir kerede binlerce yumurta verirler, fakat yumurtadan çıkıp hayatını sürdürenlerin sayısı sınırlıdır. Karasineğin biyotik gücü daha da büyüktür. Dişi bir karasinek bir kerede ortalama 120 yumurta yapar. Ilıman iklimde bir dişi sinek, yılda yedi kuşak üretir ve yumurtalarının yarısı dişi olarak çıkar. Eğer sineklerin tümü yaşamlarını sürdürseler ve her kuşaktaki dişiler bu yeteneklerini kullanarak üreseler, bir yıl sonunda bir sinek, altı tirilyondan fazla sinek olurdu. Tek yumurtadan doğan ikizlerin özdeş genetik kalıtımı oldukları biliniyor. Gene de ikizler, değişlik yaşam koşullarında büyümüşlerse, biri daha uzun ve sağlam yapılı olabiliyor. Bu genetik olmayan çeşitlilikler, her iki ikizin çocuklarına geçmez. Bu genetik çeşitlilikler, doğal ayıklamanın dayandığı Darwin’in evrim kuramındaki yeni kalıtım özellikleri sağlar. Uzun lafın kısası ben de Müslüman’ım Allaha Şükür inanıyorum, dinimi seviyorum. Ama mantığıma uymayan şeyler de var. Adem ile Havva’dan türememiz gibi. Cenetten kovulmuşlar, iki oğulları olmuş, Habil ile Kabil birisi diğerini öldürmüş. Kalan Adem, Havva ve bir oğulları. Haydi, çoğalsınlar bakalım. Namus kurallarına uyarak. Arabistan’da başlayan insanlık, Amerika keşfedildiğinde orada yerliler görülmüş, nasıl gittilerse? İngiltere’de insanlar var. Avustralya’da insanlar var. Umarım siz de konuyu enteresan bulmuşsunuzdur. Yazımı uygul bulmadınız ise özür dilerim. Sağlıklı kalmanız dileklerimle. — DEÇED üzerinden

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s