EFENDİ ile KÖLE

bilge kaan

 

 Özgürlük Efendinin Kendisini Bulmada, Kölelik ise Kulun Kendisini Aramada Kullandığı Yaratılanı “Anlayan ve Yaratıcısnı Anlatan” Araçtır.

            Söylence O’dur ki;

 Ey Efendi! Söyle, köle misin? Hür müsün? Kötülükte bulunsun, bozgunculuk etsin, fesâd çıkarsın diye kim köle satın alır? Ey ellerini kaldırıp duâ eden, isteklerde bulunan kişi! İstemek gücünü, dilek için kaldırdığın eli sana kim verdi? Kendi muradından, isteklerinden vazgeç de, asıl O’nu iste! Muradın yalnız O olsun.”

( Divan-ı Kebir den Seçmeler – Şefik Can – Cilt 4)

Hz.M.C.Rumi

Özgürlük yola koyulan arayan ki aradığında da arayan ama hep arayan ve aranan “İnsanı” timsal eder anlatılarda. Anlaşılabildiği kadarıyla bu aranan ve arayan birbiri ile sıkı bağlantıda olan kendini ve varlığını tamamlayan esasları ayrıntılarıyla anlatır bizlere…

Yaratıcı ile Yaratılan arasındaki o eşsiz ilişkinin içeriğini ifade eden “iletişim boyutu” bize kimliğimizin tanıtımını sağlar iken kişiliğimizin de seçimini yapmaya yarar bir nevi sağlayıcısı olur. Unutmayalım ki yapamadığımız zaman “olmadı” anlatımı ile başarısız olur, yapabildiğiniz de ise “oldu” kifayeti ile yetiniriz. Peki olan yada olmayan “şeylere ve kişilere” yaratıcılık kattığımızda yaratılan ifadesini ve kifayetini nasıl izah edebileceğiz?

Bir şeyin olumlu yada olumsuz tarafı değerlendirildiğinde o şeyin var veya yok olması nesnelliğinin de beraberiyle süreçte yer alan konumu gereği yerleşim düzeni içerisinde olması gereken olması gerektiği yerde, olmaması gereken ise olmaması gereken yerde olmadığında ve hasılı her şeyin yerli yerinde olduğu ve bu hali ile uğraşı konusu işlerin yolunda gittiğini düşünmenin; çok rahatsız edici bir ortamın olmadığı dürtüsüyle doğrulanan yaşamın anlamlı bir doğrusu olduğumuzu muhasebesini sağlayarak bize anlatır, ne dersiniz? Üstadın buyurduğu gibi;

“Tanrıların kölesi olacağıma kendi taşıma zincirli olmayı yeğlerim”

Prometheus

Mahkumiyete konu olan herşey yaşantımızda bize engel ise ve bizim için bunlar adeta birer ayak-bağı niteliğini taşıyor ve bize yük oluyor durumunda görünüyor ise bu haliyle izah edildiğinde “kendini kendi kendine ki isteklerinde sınır tanımaz hali ile nefsine bağlayan ve onunla meşgul-mücadele eden insanın” davranışını abes karşılar bir şekilde anlatısı takılarla ve anlamını ise Tatularla anlatan halin izahının “kulun-kölen olayım” yakarışına içerek teşkil etmediğini söyleyebilir miyiz?..

Efendi için köle; başı ayağının altında taş olan kişidir. Köle açısından ise efendi; başının tacı olan kişidir. Bizler başımızı bir kilim misali ayaklar altına seren olduğu kadar aşağıda olabilen olduğu gibi yeri geldiğinde başımızın üzerinde taşlarla bezeli tacı taşıyabilecek kadar da bir üstünlüğü taşıyan kişileriz. Aslında değil mi?.

İnsan denilen ve yaratılan alemde yumurta-civciv oluşumu gereğince yaşam alanı olarak belirlenen biz dünyalı canlılar olarak birbirimizle olan ilişkilerimizde hiyerarşik ilişkiler ağı düzeneği ile sistem düzenlerken bazılarımız adına çeşitli nitelendirmelerle farklı insan da dediğimiz ve insan üstü nitelikleri gereği diğer hemcinslerinden ayrılan yönü ile “efendi” veya “sahip” ayracındakiler ivme sahipleridir.

İnsan yaşadığı ortam gereği gayri ihtiyari bir şekilde varlık âleminin var olma oluşumunu takip eder ve kendi içindeki ben’lik yapıları içerisinde yer alan oluşumlardan var olduğu ortam gereği yaratılır ve yaratılan olarak da yine aynı oluşumun var olma sürecini takip ederek yapabildiği kadarıyla kendini oluşturur diyebildiğimizde;

Bizlerin tercihleriyle insan yaşamın fıtratı gereği var olan herşeye (bilgiye) sahip olsa da olduğu kadarıyla yetinen ve yetebildiği kadarıyla da yeterli olabilen bir bilinç yapısına uygun oluşum içerisindeki benlik haline denklik sağılımında zaten sahiptir.

Yapması gereken tek ve ilk şey kendini tanıması olsa da bunun farkına varabilmesi için yaşadığı ortamı tanıması yani keşfetmesi gerekir ki bu hal dünyaya geliş ile başlar bitişi ise malum bilindiği üzere olur…

Öyle bir algı tarayışıdır ki bu ilgi-alaka veya diğer ifadelerle “ben” araştırmaları, farkında olmadan kimlik betimlemeleriyle ihtiyaç kesbeden güdülerin duyularla tartılır hali neticesinde varılan konum yada durum öyle bir hal alır ki insan artık bir meta olarak kendisini mana boyutu ile dahi tanımaya ve tanımlamaya başlar. Bu yol alma süreci her yönü ile bir yaşam halinin neticesi olarak onu kendi iç dünyasına doğru yönlendirmeye ki artık kendisini iç bilincinin yönetmesine diğer bir ifade ile kendi içinden geldiği gibi içselliği ile dışsal davranmaya başlar da denebilir…

İnsan kendi içinde özgürdür, istediği olmasa da istediğini istediği gibi yapabilir, yapabilme özgürlüğü de istediğini olabilme öz güvenini yaratır ki hal böyle olunca insan kendisinde kendinin efendisi başkalarının ise kölesi olur aslında “alıntı istekler başkaları-onlar olunca”…

Devrim olan Yazı ve dahi Çizi ne güzel! bir anlatım değil mi? Yaşam bohçasında sarılan ve sarınan ve yaşamın tüm boyutlarını izah etmeye yarayan örgün yapının konum ifadelerinin çekilen zinciri ki nihayetinde son halkası ile düğümü olan nokta!… Zor sınav yaşam ama en güzel tecrübe değil mi?…Kutlarım, komutanı ve komutayı ki bu haliyle doğanın eşsiz ve eşsiz olduğu kadar benzerleri ile bir bütün halinde sürdürdüğü yaşamına, her halde yaşama gayretine, hayran olmamak mümkün değil ki bu halin sahiplerine selam olsun dememek değil mi, ne dersiniz?…

Cem eden cemiyetin camlarında akseden canlarının canda can oluşları ile aydınlanan nur’a vakıf olmalarının zamanı olan pırıltılı dirilişin kıyameti olan Selaha erişenlere selam ola! Bilinen ve bilinmeyen alemlerin yansıyan ışığı insan üzerindeki pey sahibi payidar sahipliğin ismi olan “Adem” de bir araya gelebilen adam olanlara, zorlu yolculukta acıyı yenebilenlere?

Bu arada acıya gülmek acıyı yenmek evet? Peki ama acıyı yemeden acı da acıtmadan, göz ıslanmadan “Yaratıcıdan acı dilenmeden” acınmayan acımasızlığa selam ola! Diyebilmek mümkün mü?…Yükselmek Yücelere ermek ise Aşağılara Alçalmanın ne farkı var bu oyunun kuralı iki yönlü oynamaktan başka oynamayı bilenlere “ilkin ve sonun” kişi içinde dirilişin bitirilişi ile oylananlara selamlar olsun dileğiyle…

Gelişme koşullarını tek başına kendinizde görmek o koşulların bir bütünü olduğunuzu aynı zamanda fark edebilmeyi bilmek demek değil midir? Yaşanan ve her şeyin maddi olarak ifade bulduğu ve ispat edilebildiği varlık aleminde yaşama koşulunun içerisine girilip yaşanan çeşitlilik sürecinde ki alemlerde yaşananlardan ötürü yaşamın bize bıraktığını fark edebildiysek şayet sadece mana alemine geçiş değil midir, maddi olmayan?.

Maddenin içindeki manayı dışa vuramazsınız amma içerisine girer onu onda onunla yaşarsınız, yaşadıklarınızın ise size nasihat olarak geri dönmesi söz konusu olmaz mı? O halde değişimin çevre ile birlikte olduğu ve her şeyin ve herkesi ile birlikte değiştiği vaka olarak kabul gördüğü bir halde bize tercih imkanı doğmadan neyi tercih edeceğimizi bilmeden etkileşimden değişim ve dönüşüm olması bahse konu olabilir mi?…

Hal böyle olunca devrimin evrimden geçtiği sabit ancak devrim olmadan evrende evreşe yolları olmadan evrimlerde hâl oluşmadan yaşanmıyor, değil mi?

Durum o ki “İnsanoğlu” kendini tercih edene kadar epey yol aldı, ardında koştuğu hak marifetiyle ki bunu yapabilmek için koşması gereken yolları da pek tabi ki buldu, bunun için ise mevcutta herşey ona yardımcı oldu sebebiyeti olan ve onunla birlikte aslında yolculuk eden “ha’di! arkadaş” diyen aynı yolun yolcusu olarak… Yollar yürünmek için ise yürüyenlerde yol olmak zorunda değil mi?…Yapabilen için okudukları “yumurta civciv” hikayesinde olduğu gibi yürür süreç şüphesiz, kendini kendine bırakırken, kendini bilene, kendini hatırlatana ve bütün bunları yapana selam olsun!…

Hak sınırları ile bize kendini belli eder, kendini sınırlarında betimler ki bu durum sırrı sanırım, demeyi bilen olmak istemi ve istenciyle…  Diyelim mi? Ne dersiniz? Hay’di deneyelim bir bakalım?

Ey Tanrım Denilen

Ya Kulum Denen

Kim Olur Ki

 

Ben Seni bulamadım Hep aradım ki arandım da,

Hiç kimsede? arandığımda, aranan olanda,

Sonunda Seni Kendimde buldum

Her Kimse! olmadığında,

Neyleyim, Neye diyeyim, Neyi diyem? 

Sendim de Bencileyin, Ben de değildin,

Sen beni aldın Benden, Bana kalmadı Bende,

Kim Denen Olmakla Ne Denilen nasıl olurdum?

Anlatan-Anlatılan, Denen-Denilen, Oldu mu?

Ben de Hal mi kalırdı ki artık haliyle

“Hiç Oldum”

O Halde gitmek gerek yol göründü mü?

İçim İçimde kalmıyorsa,

İçim İçime sığmıyorsa,

İçimden geldiği gibi dışıma sızıyor-saçıyorsa zehri,

Yola düşen, yola koyulan olur tabi haliyle,

Denilen Denen Demde ki

De-mi? sözümüz olanda

Söz “De” Hadi olur artık bize

Haliyle içten gelene “Hal” diyelim mi?

Ha! Diyenlere “De”; (Ha’de) denmez mi?

Ki! Denilen dendi artık o zaman da!

Bir demir misali çivit-cam direkti, pek diretti,

Kıvamınca sıkıca canı sımsıkı sağladı da kolayladı,

Can oldu cana can kattı, öyle ki hasılı canında oldu,

Ardından Canım dendi canla olana,

Canda olmak istedi mi bir kerre “Candan” olana!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s